|
Ülkemizde Su Altı Hekimliği ve
Hiperbarik Tıp
İnsanoğlunun
gelişimi sürdükçe; bilgisi, kültürü, elde ettiği zenginlikle birlikte
teknolojiyi kullanma becerisi arttıkça,
hayat sınırlarının ötesini keşfetmek ve
genişletmek merakı ve amacı, sualtı ortamı ile uzay çalışmalarının ve
keşiflerinin de ana dürtüsü olmuştur.
Alışılmış normal hayat koşullarından farklı fizyolojik ve fizik özellikteki
sualtı ortamı ile uzay ortamında, canlılığın sürdürülebilmesi ile ilgili
araştırma yapan bilim dalları (Environmental medicine) kapsamında, “Sualtı
Hekimliği ve Hiperbarik Tıp” ile “Hava ve Uzay Hekimliği” uluslar için her geçen
gün ekonomik gelişmişlik bakımından daha da önem kazanmaktadır.
Günümüz ve gelecekte de sualtı ortamı ve kapsadığı zenginlikler/ekonomik
değerler bilhassa ülkemiz için de yüksek önemdedir. Denizlerle çevrili olan
yurdumuz, ekonomik, ticari, askeri, politik ve coğrafi özellikleri itibariyle
dikkat çekicidir.
Çünkü petrol ve doğal gaz rezervleri, ulaştırma, arkeolojik tarih,
hidrobiyolojik bilimsel özellikteki akvaryum zenginliği, dalış turizmi ile
ticari amaçlı dalışlar itibariyle, geniş deniz kıta sahanlığı alanımızdaki
araştırma ve çalışmalara yönelik ilgi ve eğilimi fazlasıyla arttırmaktadır.
Bu ilgi ve eğilimler doğrultusunda, ülkemizde yeterli, olması gereken çağcıl ve
güçlü gelişme beklenen düzeyde olamamıştır.
Bu bakımdan doğa özellikleri itibariyle ülkemizin sualtı ortamına ve
zenginliklerine, ulusal menfaatlerimiz ve bağımsızlığımızı gözeten politikalar
açısından sahip çıkılması önemlidir. Bu bağlamda akademik olarak hiperbarik tıp
bilimi ile birlikte sualtında çalışacak profesyonel dalgıçların yetiştirilmesi,
sayılarının artırılması bakımından eğitim kurumlarının da çoğaltılması konusuna
kuşkusuz özen gösterilmelidir.
Yurdumuzda, özellikle ege denizi kıyı bölgemizde 1980’li yıllara kadar ticari
gelir maksadıyla, ehil olmayan alaylı tabir edilen acemi kişilerce sürdürülen
sünger avcılığı, birçok vatandaşımızın sakat kalmasına ve kaybedilmesine yol
açmıştır. Sünger bir yandan hastalık sebebiyle bir yandan da talan edildiği için
kısa zamanda ticari kaynak olma özelliğini yitirmiştir. Karadeniz kıyılarımızda
ise son yıllarda değer kazanan deniz salyangozu avcılığı için yapılan dalışlar
önemli sayıda kaza ve kayıplara sebebiyet vermektedir. Ancak o tarihlerdeki
çabalar ile günümüzde de kazanç kaynağı olan sualtı işleri, ülkemizde ticari
dalgıçlığın ve dalışlarda kullanılan teknik ekipmanların da gelişmesine bir
anlamda ön ayak olmuştur. Kıyı liman başkanlıklarına kayıtlı ve müsadeli
sualtıcı, profesyonel olarak ticari amaçlarla çalışabilecek eğitimli dalgıç
sayısı tahminen toplam 250-300 kişidir. Halbuki Marmaray projesi başta olmak
üzere, kıyılarımızda halen devam edegelen doğal gaz, petrol, kablo, atık deşarj
hatları, balık yetiştiriciliği, batık kurtarma/çıkarma ve benzeri sualtı işleri
için kapsamlı teknik ekibe sahip firma ve balıkadam yetersizliği çekilmektedir.
Sözü edilen ulusal ya da uluslararası ticari sualtı projelerinin zamanında
tamamlanması sorun olmakta ve ülkemiz gelir kaybına uğramaktadır.
Sualtı bilim ve teknolojileri alanında üniversitelerde halen mevcut akademik
çalışma yapan kuruluş sayısı yok denecek kadar azdır. Sadece İstanbul
Üniversitesi’ne bağlı önlisans eğitimi veren Meslek Yüksek Okulunun Sualtı
Teknolojileri Programını tamamlayarak mezun olan öğrenci sayısı yılda 15-20
kişidir.
Sualtı ortamının çevresel koşullarının (hidrostatik basınç, su akıntısı, soğuk,
sıcak, panik ve korku oluşturan çevre, solunan gazın özellikleri, vb. gibi)
etkisiyle meydana gelebilen hastalık ve kazaların neler olabileceğinin ayırıcı
tanılarını yapmanın yanında, gerektiğinde basınç odası tedavilerinin acilen
yapılması çok önemlidir. Basınç odasının ve uzman doktorun kaza bölgesine
uzaklığı hayati riskleri çoğaltmaktadır. Hiperbarik oksijen tedavi yönteminin
(basınç odası ünitelerinin) yaygınlaşması da bu bakımdan elzemdir. Amatör ve
profesyonel dalgıç ve balıkadamlarımızla ilgili olarak koruyucu sağlık, tıbbi
tedavi hizmetleri, görev performansları gibi hususlarda süregelen sorunlara,
objektif, doğru yaklaşımlar sadece üniversiter düzeyde ve ilgili bakanlıkların
ağırlıklı, ortak, eşgüdümlü çalışmaları ile sağlanabilir.
Bu değerlendirmeler ışığında ilk adım 1983 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanı
Oramiral Nejat TÜMER, Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Komutanı Tabip
Tümgeneral Necati KÖLAN ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hidroklimatoloji
ve Ekoloji Anabilim dalı başkanı Profesör Doktor Nurten ÖZER’in ortak çalışma ve
kararlarıyla atılmış, “Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp” adıyla anılan branş
Sağlık Bakanlığı Tababet ve Uzmanlık Tüzüğüne alınarak kuruluş sağlanmıştır.
GATA ve İstanbul Üniversitesi’nde kurulan anabilim dallarında uzmanlık
öğrencileri yetiştirilmeye başlanmıştır. Ancak geçen 23 senede üniversiter
anlamda daha geniş boyutlu ileri bir gelişme sağlanamamıştır. Hiperbarik oksijen
tedavisinin etkilerini ülkemiz tıp mensuplarının da anlaması ve öğrenmesi
yönündeki çabalar (anılan tedavinin fizyolojik etkilerinin ispatlanması, çok
önemli ve ekonomik tasarruf elde edilmesini sağlayıcı, tıbbi bir tedavi
yöntemi olduğunun kabulü karşısındaki direncin halen var olması gibi sebeplerle)
ağırlıklı olarak klinik tedavilere, klinisyenliğe, ağırlık ve önem verilmesini
zorunlu hale getirmiştir. Ancak akademik gelişim olmadan akademisyenliğin
desteklenmediği süreçlerde bilgili, yetkili uzman ve doktor yetiştirilmesi ile
arzulanan üniversiter düzeyde gelişmişliğin ve bunun pratik
alana yansıtılabilmesinin sağlanması zor olacaktır.
Diğer ülkelerde iki yıllık “Hiperbarik Tıp” yandal uzmanlık eğitimi gören
klinisyen hekimler ya da klinisyen olmayanlar da dahil olmak üzere, kendi
uzmanlık alanlarında (örneğin ortopedi, plastik cerrahi, nöroloji, fizyoloji,
farmakoloji vb. gibi) hem “Hiperbarik Oksijen Tedavileri” yapma yetkisine sahip
olmaktadırlar, hem de akademik veya laboratuvar araştırma alanlarında
üniversitelerde görev alabilmektedirler. Ülkemizde ise sadece iki tane tıp
fakültemizde kuruluşu bulunan “Sualtı ve Hiperbarik Tıp” anabilim dalının
yanında, başka üniversite tıp fakülte-lerinde de (Uludağ, Trabzon, Çukurova,
Ege, Erzurum vs.) benzer anabilim dalı kuruluş düşüncesi/çabaları gösterilmiş,
ancak anlaşıla-mayan sebeplerle, gerçekleşmemiştir.
Sadece İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olan uzman doktorların
sayısı hem yetersizdir hem de mezun olan uzmanlar üniversite ya da Sağlık
Bakanlığı hastanelerinde kadro açılmadığı için açıkta kalmaktadırlar. Mecburi
hizmete tabi olanların bu hizmeti nerede yapacakları konusu sorun teşkil
etmektedir. Mezun olan uzman doktorlar bir süreliğine işsiz kalmışlar, değişik
iş alanlarına yönelmişlerdir. Özel Hiperbarik Oksijen Tedavi Merkezleri
yönetmeliğinin 2002 yılında çıkarılmasını takiben de, bu uzmanlar bazı açıkgöz
yatırımcılar tarafından yüksek ücretler vaad edilerek özel sektörce adeta
kapılmaya çalışılmaktadırlar. Bu dalda, arzu edilen gelişimin, daha hassas ve
sağ duyulu davranılarak, ünivesitelerde/ devlet kurumlarında ve eşzamanlı olmasa
da özel sağlık alanı hizmet kurumlarında yer almasının daha akılcı olacağı
görüşü ön planda tutulmalıdır.
Gelişmiş ülkelerde “Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp” konusunda akademik
araştırma ve çalışmalar üniversitelerde, enstitülerde ve ilgili kürsülerde
sürdürülmekte, uzman ve bilim adamlarının sayısı her geçen gün artmaktadır.
Sualtında çalışanların dalış zaman ve sürelerinin belirlenmesi, muhtemel
hastalıkların neler olabileceğinin bilinmesi ve ilgili tüm sualtı elemanlarına
eğitim ve yenilenen bilgilerin aktarılması, söz konusu tıp alanının görev ve
sorumluluğundadır. Bu dalda tıp fakültesi öğrencilerinin eğitimleri ile uzman
düzeyinde eğitim ve öğretim yapılması, böylece ülkemizde önemle gereksinim
duyulan Sualtı Hekimi ve Hiperbarik Tıp uzmanlarının yetiştirilmesi de
üniversitelerin görevidir. “Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp” alanında
uzmanlık eğitiminin, sualtı ile ilgili müfredatının yanında “Hiperbarik Tıp”
yani hiperbarik oksijen tedavilerini kapsayan eğitim müfredatı klinik anlamda
çok kapsamlı bir bölüm oluşturmaktadır. Bu eğitim müfredatı kapsamında dalış
fiziği ile ilgili pratik eğitim ve öğretim, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na
bağlı İstanbul Çubuklu’ da konuşlanmış olan Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı’nda
açılan dalgıç tabip intibak kurslarında verilmektedir.
Söz konusu branşın gelişmesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın rolü ve desteği
çok fazla olmuştur. Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı, önemli askeri görevlerinin
yanında bilimsel alanda da çeşitli kuruluşlara halen destek vermektedir.
BASINÇ ODALARI VE HİPERBARİK OKSİJEN (HBO2)
İlk basınç odalarının kullanılma fikri 1600’lü yıllarda gelişmeye başlamıştır.
Tek kişilik basınç odalarında atmosferik basınç artırılarak bazı hastalıklar
tedavi edilmeye çalışılmıştır. Ancak basınç fizyolojisi ile ilgili bilgiler
1800’lü yıllarda gelişme göstermiş, hava kullanılarak basıncı arttırılan özel
olarak üretilmiş odalarda vurgun (caisson) hastalığı başarı ile tedavi edilmeye
başlanmıştır. Bu çalışmaları ile Paul Bert hiperbarik fizyolojinin babası
olarak anılagelmektedir. Giderek basınç odalarının üretim teknikleri gelişmiş,
çok kişilik basınç odaları, seyyar basınç odaları kullanılmaya başlanmış ve
günümüzde ise ileri teknoloji ile donanımlı basınç odaları kullanılır hale
gelmiştir. Priestley’ in 1775 yılında oksijeni (O2) keşfetmesi ile oksijen gazı
basınç odası tedavilerinde havanın yerine kullanılmaya başlanmış ve tedavilerin
çok daha başarılı olduğu hızlı sonuçlandığı saptanmıştır. Böylece hem yüksek
basınca bağlı hastalıkların (vurgun, emboli) hem de hiperbarik oksijen
tedavilerinin etkili olduğu hastalıklar konusunda hızlı bir gelişme sürecine
girilmiştir.
Basınç odalarının ilk defa kullanılma fikri çok eski tarihlere, yaklaşık 400 yıl
öncesine kadar gitmektedir. Hiperbarik tedavinin etki mekanizması (oksijenasyon)
aynı olsa da dalgıç hastalıklarından farklı olarak (bu durumda basıncın mekanik
etkisinden faydalanılmaktadır), çok önemli fizyolojik etkiler içermesi
bakımından hemen hemen tıbbın her alanını ilgilendiren hiperbarik oksijen
tedavisinin bazı hayati risk taşıyan hastalıklarda (gazlı gangren, beyin ödemi,
karbonmonoksit zehirlenmesi, ezilme tarzı yaralanmalar v.b) kullanılması fikri
ise bilimsel anlamda yaklaşık olarak bundan 50 yıl öncesinde yapılan klinik
çalışmalarla gelişmeye başlamıştır.
Önceleri sadece sualtı patolojilerinde kullanılan HBO2, etki mekanizması
anlaşıldıkça tıbbın hemen hemen tüm alanında geniş klinik uygulama olanağı
bulmuştur. Dolayısıyla 1950’li yıllardan itibaren HBO2 tedavileri hususunda
süren klinik ve deneysel çalışmalar bu yöntemin bir çok hastalıkta asıl ya da
çok önemli bir yardımcı tedavi metodu olduğunu ispatlamıştır. Bu alandaki
gelişmeler; görevler, ve edinilmiş tecrübeler gereği genellikle, ülkelerin önce
deniz kuvvetlerinde görülmektedir.

Resim
1: Kurtarma ve Sualtı Komutanlığında 1975 yılında kurulan, halen faaliyette olan
basınç odası
Yurt dışında anılan kapsamda faaliyet gösteren
üniteler “Sualtı ve Hiperbarik Tıp” merkezleri, enstitüleri veya klinikleri
olarak isimlendirilmektedir. “Hiperbarik Tıp”, adını, basınç altında oksijen
solunumuyla yapılan ve “hiperbarik oksijen” olarak tanımlanan tedavi yönteminden
almaktadır.

Resim
2: Hiperbarik ortamda ameliyat yapılabilen özelliklere sahip üretilmiş KAWASAKİ
marka basınç odası
Bu konuda “Intenational Committee of Hyperbaric
Medicine” (ICHM) ve “Underwater and Hyperbaric Medical Society” (UHMS)’nin
tedavi sonuçları ile başarı ve ekonomik fayda yüzdeleri üzerine yapılmış
çalışmalara göre HBO2’in hangi hastalıklarda protokollere göre tedaviye ne
oranda katılabileceği saptanmıştır.
Normal atmosferik basınçtan (1 ATA = 760 mmHg.)
daha yüksek bir basınçta, özel olarak yapılmış bir basınç odasında saf oksijen
solutularak gerçekleştirilen tedavi yöntemi “Hiperbarik Oksijen” olarak
adlandırılır.
Oksijen, anaerobik (oksijensiz yaşayabilen)
mikroorganizmalar dışında kalan tüm canlılarda, canlılığın normal
fonksiyonlarının devamını sağlamak için olmazsa olmaz bir gereksinmedir. Oksijen
yetersizliği hücresel düzeyde enerji üreten birçok biyokimyasal reaksiyonu
engeller ve nihayet belirli bir sınırın ötesindeki oksijen yetmezliği hücrenin
ölümüyle sonuçlanır.
Oksijenin doğada hazır olarak varlığı, emniyetli,
ucuz ve geniş bir etki (endikasyon) alanına sahip olması nedeniyle çok yaygın
bir şekilde kullanılmış ve kullanılmaktadır. HBO2 tıbbi bir tedavi yöntemidir ve
O2 basınç altında bir ilaç (drug) gibidir. Böylece bir basınç odası içinde
tümüyle basınç altına alınan hastanın aralıklı bir şekilde %100 O2 soluması
tedavinin temel özelliğidir. Tedavi, 1 ATA (Atmosfer Absolu) ile 3 ATA
arasındaki atmosferik basınçlarda, değişen sürelerde, tek kişilik veya çok
kişilik basınç odalarında uygulanır. Çok kişilik basınç odalarında hastalar saf
oksijeni maske, O2 başlığı veya yapay soluma aparatı (endotrakeal tüp) aracılığı
ile solumaktadırlar. Normal atmosferik basınçta (1 ATA) %100 O2 solunumu veya
O2’in deriden (topikal) kullanımı hiperbarik oksijen tedavisinin etkileriyle
aynı değildir ve karıştırılmamalıdır.
Resim 3: Tedavi seansı sırasında basınç odasında
hastalarla beraber iç yardımcı sağlık personeli (hemşire vb.) bulunmalıdır
HİPERBARİK
OKSİJENİN KULLANILDIĞI (ENDİKE OLDUĞU) HASTALIKLAR NELERDİR?
A) ACİL ENDİKASYONLAR
*Gazlı gangren
*Beyin ödemi
*Diğer toksik gaz zehirlenmeleri ve kimyasal
zatürre (pnömoniler)
*Vurgun (dekompresyon hastalığı)
*Karbonmonoksit ve siyanid zehirlenmesi
*Hava ve gaz embolisi (dolaşıma kabarcık
karışması)
*Akut duman solunması / inhalasyonu ile akciğer
hasarlanması.
*Termal yanıklar
*Ani işitme kaybı - Ani görme kaybı (retina arter
oklüzyonu)
*Ani gelişen kol bacak atardamar/arter dolaşım
yetmezliği
*Orak hücre krizi (alyuvar şekil bozukluğu ile
dolaşım yetmezliği)
*Beynin kısmi veya tam oksijen yetmezliği
(hipoksik ve anoksik
ensefalopati )
*Kompartman sendromu (dokunun iltihaplı şişmesi),
ezilme tarzı
yaralanmalar
* Acil bakteriyel kan tablosu bozukluğu (purpura
fulminans)
*Donuk yaraları
*Akut kemik iltihabı (osteomyelit)
* Hücre ve doku ölümüne giden (nekrotizan)
enfeksiyonlar
(fassiit,anaerobik sellülit, nonklostridial
myonekroz vs.)
*Tedavilere dirençli sistemik anaerobik mantar
hastalığı
(aktinomikozis, mukormukozis)
*Aşırı kan kaybı
*Ani maruz kalınan şua etkisiyle doku ölümü
(radyonekroz)
B)
DİĞER ENDİKASYONLAR
*Süregen kemik iltihabı( Kronik osteomyelit /
vertebra, sternum, kafa
kemikleri)
*Aseptik, avasküler osteonekroz (dolaşım
yetmezlikli kemik erimesi)
*Omurga eklem iltihabı
*Diyabetik, bası yarası (dekübitus), atardamar
yetmezlik
ülserleri
*Tedaviye dirençli iyileşemeyen, oksijenden yoksun
yaralar
*Omurilik doku zedelenmesi
*Radyasyona bağlı myelit, enterit, sistit
(sinir,barsak,mesane iltihabı)
*Örümcek, yılan ısırığı ile toksine bağlı dokunun
geniş ödemli şişliği
*Beyin abseleri
*Tutma riski bulunan doku, deri nakilleri
öncesinde
*Crush injury (doku ve organ ezilmesi)
*Kemik kırığı kaynama gecikmesi, kemik doku kaybı
HBO2’in ETKİ MEKANİZMASI
Dünyanın çeşitli araştırma ve tedavi enstitülerinin verilerine
göre, HBO2 tedavisinin süre ve doz (derinlik) tabloları ortaya konmuş ve
benzer tedavi protokolleri yaygın şekilde kullanılarak geniş kabul görmüştür.
1. Arteryel oksijen basıncı (pO2) 3 ATA basınç
altında %100 oksijen solunduğu zaman 2100-2200 mmHg’ya yükselir. Doku pO2’si de
buna yakın değerlere çıkar. Normal atmosferik basınçta, pO2 95-97
mmHg’dır. Arttırılan pO2’nin etkisiyle normal
fonksiyone kılcal damarlardan, oksijensiz yara bölgesine doğru artan düzeyde
oksijen geçişimi sonucunda hipoksik dokuda oksijen basıncı yükseltilir. Bu,
polarografik oksijen ölçümleriyle gösterilmiştir.
2.Hastanın durumuna ve hastalığına göre yapılan
protokollere uygun olarak günlük bir ya da iki seans uygulanan HBO2 ile:
a)Kapiller damarsal beslenme gelişmesi için
destek sağlayan kollajen üretiminde ve destek hücre bölünmesinde artış
sağlanır. Böylece enfekte açık amputasyon stump’unda/ameliyat edilmiş uçta,
greftlenmiş kemikte veya dokuda zengin vasküler/damarsal yatak oluşumu
hızlanır. Vasküler zenginleşme ve doku pO2 basıncının artışı ile bölgesel
perfüzyon
yetmezliğinde, enfekte diabetik ülserde,
dekübitus/bası ülserinde, crush/ezilme tarzı yaralanmada, osteomyelitte/kemik
iltihaplan-
masında , kompartman/dokunun iltihabi şişmesi
sendromunda, parçalı enfekte kırıkta iyileşme hızı artmış olur.
b)Hipoksik ve enfekte dokuda tam fonksiyone
olmayan lökositlerin(beyaz kan hücrelerinin) fagositoz/öldürme yeteneklerinde
artma oluştuğu gibi, fagositlerin içlerine aldıkları
bakterileri öldürme hızlarında da artış meydana
gelmektedir.
3. Acil olgularda HBO2 uygulamasıyla yaklaşık 2200 mmHg’lık arteryel oksijen
basıncı:
a)
Gazlı gangrende mikroorganizmanın oluşturduğu toksin üretimini inhibe/yok eder
ve mutlak anaeroblar üzerine bakteriolitik (bakteri öldüren) etki gösterir.
b) Fiziksel olarak çözünen oksijenin artan miktardaki varlığı ile öncelikle
santral sinir sistemini, mitokondrial/hücre içi solunum
enzim yapılarını ve hemoglobini(alyuvarı) tutan karbonmonoksitin ortadan
kaldırılma hızı arttırılır. Santral sinir sisteminde, myokard/kalp kası
hücrelerinde,hücresel solunum enzimlerine bağlanan karbonmonoksitin
eliminasyon/temizlenme hızı ileri derecede artar. Yapılan çalışmalar bu hızın
23 dakika gibi çok kısa bir sürede sağlandığını göstermiştir.
4.Basınç odasındaki hava basıncının, deniz seviyesindekinden (1ATA’dan) daha
yüksek değerlere çıkartılması:
a)Dekompresyon/vurgun hastalığı gibi kompleks dalgıç hastalıklarında, basıncın
mekanik etkisiyle, koagülasyon/pıhtılaşma ve benzeri mekanizmaları tetikleyen
gaz kabarcıklarının, dokularda ve intravasküler/damar içi alanda yok edilmesi
sağlanır.
b)
İatrojenik (tıbbi) intravasküler gaz embolisinde veya dalışa bağlı pulmoner
overinflasyon (akciğerin hava ile gerilmesi) sendromunda oluşan intravasküler
(damar içi) gaz embolisinin hasara uğratacağı
santral sinir sistemi başta olmak üzere, diğer hayati organları etkileyen gaz
kabarcıklarının kompresyonu (küçültülmesi) sağlanır
ve
oksijen perfüzyonu düzeltilir.
5.Beyin ödemini ilk tedavide %30’un üzerinde azaltan HBO2 çevre
dokunun normal arteriollerinin (kılcal damarlarının)
vazokonstrüksiyonunu/büzülmesini sağlayarak ve hipoksik kapillerlerin
permeabilite (kan sıvısı geçirgenliği) artışını düzelterek beyin ödemini
geriletir. pO2’ nin yükseltildiği durumlarda oksijenin diffüzyonu normalin dört
katına çıkarılabilir ki, bu da ödem gelişmiş dokularda iki kapiller arasındaki
mesafenin genişlemesiyle ortaya çıkan hipoksiyi ortadan kaldırır.

Resim 4: Tedavi seanslarında hastalar uzman
doktorlar tarafından izlenir
Geniş içeriği ve kapsamı olan bu konunun gelişimi
bakımından askeri sektörün olanakları ve aktivasyonunun yanında, sualtı dalgıç
federasyonları ile sivil kuruluşların faaliyet ve çabaları, “Sualtı Hekimliği ve
Hiperbarik Tıp” konusundaki soruları ve sorunları çözümlemeye yetmemekte, sualtı
hekimliği uzman sayısı ile basınç odalarının ve yeni akademik oluşumların
eksikliği ülkemizde halen karşımızda önemle durmaktadır.
Saygılarımla
Doç.Dr. M.Emin ELBÜKEN
emin@hbo2001.com
|